İNSANİ DİPLOMASİYE BAKIŞ

Yirmi birinci yüzyıldan itibaren dünyada küreselleşmenin etkisiyle adalet, uzlaşma, fakirliğin önlenmesi, insan hakları, salgın hastalıklar, çevre, kıtlık sorunu gibi konularda belirgin değişimler yaşanmaya başlanmıştır. Küreselleşme ile ulusal sorunların sınır aşan boyutlara ulaştığı görülmekle birlikte devletler, iç meseleleri olarak değerlendirilemeyecek küresel sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Bu sorunlarla mücadele etmek devletler için maliyetli olmakta bunun yanı sıra gerek insan kaynakları gerekse ekonomik olarak bütçeleri sınırlı olan devletlerin, devlet dışı aktörlerin işbirliğine ihtiyaç gereksinimleri doğmuştur. Devletler böyle bir politika değişikliğine uyum sağlayacak kadar esnek yapıda olmadıkları için oluşan otorite boşluğu devletlerden farklı olarak hareket kabiliyetleri daha fazla ve esnek olan devlet dışı aktörler tarafından doldurulmaya başlanmıştır.

Bu değişimler, devletlerin aralarındaki ilişkilerde etkin olarak kullandığı diplomasi faaliyetlerini de etkilemiş, devletlerin ilgilenmesi gereken yeni diplomasi alanlarının ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. İnsani diplomasi kavramı son yıllarda özellikle insani organizasyonların, sivil savaşların yaşandığı ya da savaş sonrası iyileştirmeye yönelik faaliyetlerini açıklamada kullandığı bir diplomasi türü olup, devletlerin dış politikalarında tamamlayıcı bir araç olarak önemli rol oynamaya başlamıştır.

Bu kapsamda insani diplomasinin, olağanüstü durumlarda risk altında bulunan insanları koruma ve onlara yardım etme saiki ile kriz yönetimiyle bütünleşen, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların tüm politika ve uygulamalarını kapsayan, insani amaçları gerçekleştirebilmek için gerekli olan ortaklıkları oluşturmayı temel hedef seçen bir eylem olduğunu söylemek mümkündür.

Bu makalede insani diplomasi kavramının ortaya çıkması ile dış politika bağlamında uluslararası yardım faaliyetleri alanında önde gelen kuruluş ve organizasyonların insani yardım, ekonomik yardım, askeri ve teknik yardım gibi faaliyetlerinin insani diplomasiye katkıları değerlendirilecektir.

1. İNSANİ DİPLOMASİ KAVRAMI VE GELİŞİMİ

Devletlerin tarihsel süreçte birbirleriyle diplomatik çerçevede sürdürdükleri uluslararası ilişkileri uzun bir geçmişe dayanmakla birlikte devletlerin uyguladıkları geleneksel diplomasi faaliyetlerinin temelleri 1648 yılında imzalanan Vestfalya Barışı ile atılmıştır.[1] Felsefi açıdan bakıldığında da devlet dışı aktörlerin doğuşunun ve gelişiminin 1648 Vestfalya sisteminin geçirdiği evrimle doğru orantılı olduğunu söylemek mümkündür.

Özellikle bazı uluslararası sorunların çözümünde konferansların yetersiz kalması, birlik tarzı uluslararası oluşumların on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bunun dışında, hükümet dışı uluslararası birlikler şeklinde birtakım oluşumların da gerçekleştirildiği görülmüştür. 1863’te kurulan Uluslararası Kızılhaç Komitesi, bu türden yapılanmaların dikkat çekici örneklerinden birisidir.[2]

Devletler arası etkileşim Birinci Dünya Savaşı’na kadar sürmüş, bu savaşın akabinde küresel nitelikte ilk örgütlenme örneği olarak oluşturulan Milletler Cemiyeti ile düzen yeniden sağlanmaya çalışılsa da, uluslararası barışın korunup devamlı kılınmasını sağlayacak zihniyetin noksanlığı, savaşların önlenmesi ve yaptırımlara yönelik tedbirlerin yetersizliği Milletler Cemiyeti’nin sona ermesine sebebiyet vermiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle de maalesef toplumlar ağır travmalar yaşamak zorunda kalmışlardır.

24 Ekim 1945 yılında dünyada barış ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak için uluslararası bir örgüt olarak kurulan Birleşmiş Milletler; kendini adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş küresel bir kuruluş olarak tanımlamaktadır.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren Birleşmiş Milletler ile birlikte, devletlerin birbirleriyle daha fazla iş birliği içinde bulunması ve dostane ilişkilerin geliştirilmesinde önemli rol oynaması amacıyla birçok uluslararası örgütün kuruldukları görülmektedir. Küresel düzeydeki bu gelişmeler devletlerin klasik diplomasi odağını insani diplomasi kavramına doğru çevirmesini kaçınılmaz kılmıştır. Bu bağlamda kendisine özgü özelliklere sahip olan insani diplomasi yalnızca uluslararası hukuk kişilerinin değil bireylerin ve sivil toplum kuruluşlarının da inisiyatif alıp aktif rol oynadığı bir diplomasi türü olarak karşımıza çıkmaktadır.

İnsani diplomasinin kökenine baktığımızda bunun on dokuzuncu yüzyıldaki “İnsani eylemlere” (humanitarian action) dayandığını görmekteyiz. Zira Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) tarafından yapılan tanımda insani eylemlerin savaş ve felaket mağdurlarının sesinin duyurulmasını sağlamak, uluslararası ve ulusal aktörlerle insani anlaşmaları müzakere etmek, onların arasında tarafsız arabulucu gibi hareket etmek, insani hukukun hazırlanmasını ve buna saygı duyulmasını sağlamak gibi faaliyetlerin yer aldığı görülmektedir. Bu kapsamda yürütülen faaliyetler devlet tarafından gerçekleştirilen insani diplomasiden bağımsız nitelik taşımakta ve devlet dışı aktörlerle iletişimi içermektedir. [3]

İnsani diplomasi kavramı geçmişte ilk olarak 1912’de, Amerika Uluslararası Hukuk Cemiyeti’nin yıllık toplantısında “Amerika Birleşik Devletleri’nin İnsani Diplomasisi” adı altında gündeme gelmiştir. Söz konusu toplantıda üzerinde durulan insani diplomasi kavramı, devletler düzeyinde tartışılmış ve insani amaçlar nedeniyle bir devletin başka bir devletin iç işlerine müdahalesinin gerekçelendirilmesi anlamında kullanılmıştır.

İnsani Diplomasi konusunu sistemli bir şekilde işleyen ilk kitap 2007 yılında Larry Minear ve Hazel Smith editörlüğünde yayınlanmıştır. Minear ve Smith; oksimoron (oxymoron), sağduyu (common-sense) ve zorunlu hal (necessary evil) olmak üzere üç ideal insani diplomasi anlayışından bahsetmiştir. Oksimoron anlayışın temsilcisi Masood Hyder’e göre insani aktörler uluslararası insani hukuka göre sorumluluklarını yerine getirmektedir ve sınırlı hedeflere sahiptir. Hyder’e göre insani alanı beslemek ve hayatları kurtarmak insani diplomasinin esasını oluşturmaktadır. [4]

Sağduyu olarak insani diplomasi; insani operasyonların etkili bir şekilde yürütülebilmesi için bu alanda görevli kişilerin politik hassasiyet çerçevesinde hareket etmesi gerektiğini savunmaktadır. Zorunlu hal olarak (ehven-i şerreyn) insani diplomasi, insani aktörlerin uluslararası çatışmaya olan müdahalesini kaçınılmaz olarak ve bazen ahlaken savunulabilir görmektedir. Buna bağlı olarak yetkililerin uygun bir şekilde hazırlanması ve daha iyi girişimde bulunabilmeleri için eğitilmeleri gerektiğine vurgu yapmaktadır. Barış yapıcı yaklaşım olarak da bilinen bu yaklaşımın öncüsü Andre Roberfroid, başarılı bir insani diplomasinin, insani aktörlerin hem tarafsızlığını hem de güvenilirliğini gerektirdiğini ve başarılı bir uygulama için de iyi diplomatik yeteneklere sahip olunması gerektiğini söylemektedir. [5]

2. DIŞ POLİTİKA BAĞLAMINDA İNSANİ DİPLOMASİ

Geleneksel diplomasinin temel gayesi müzakere aracılığıyla devletlerin uluslararası ilişkilerine yön vermek iken insani diplomasinin devletlerden bağımsız ve daha sınırlı amaçları olduğu kabul edilmektedir. Yine geleneksel diplomasiden farklı olarak, afetlerin insan ya da toplumlar üzerindeki olumsuz etki ve sonuçlarını en aza indirme amacıyla yerel, ulusal ve uluslararası örgütlerin gerçekleştirdikleri faaliyetler toplamı olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır.

Yabancı bir ülkede ait olduğu devleti temsil etme ile görevlendirilen klasik diplomaside diplomatlar, hükümetlerinin verdiği talimatlara göre hareket etmekle yükümlüdürler. Belirli hukuki sınırlar içerisinde davranmak mecburiyetinde olan bu kişiler, kendilerine çizilen hududu aştıklarında persona non grata yani istenmeyen kişi ilan edilme tehdidiyle karşı karşıya kalabilmektedir.[6] İnsani diplomasi ise ad hoc (geçici) bir görünüm arz etmektedir. İnsani diplomasi yürütenler herhangi bir devlet otoritesinin askerî yahut siyasi tahakkümü altında bulunmazlar. Bu diplomasinin genel geçer kuralları ve yaptırımları yoktur. Kriz durumlarında görevlerini yerine getirmeyen devletlerin egemenlik iddiasına rağmen, insani diplomasi faaliyetleri yürütülmeye başlanabilir. İnsani diplomasiyi yürütme konusunda yetki, resmî bir merciden değil ya mağdurlardan ya da bizzat insani aktörün inisiyatifinden kaynaklanabilir.

Genel anlamda insani organizasyonlar olarak da ifade edilen insani diplomasi uygulayıcılarının başında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (Kızılhaç-ICRC) gelmektedir. Kızılhaç ve onun çatı yapılanması olan Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (Federasyon-IFRC) giderek evrensel boyutta çok etkin bir konuma gelmekte olup insani diplomasinin her durumda kanaat önderlerini ve karar mekanizmalarını mağdur insanların yararı doğrultusunda hareket etmeye ikna etmesi gerektiğini belirtmektedir.[7]

Uluslararası insancıl hukuk alanındaki öncü rolü ve insani diplomasi alanındaki etkin gücü ve tecrübeleri sayesinde Kızılhaç ve Federasyon oluşumları insani diplomasiye rehber olan ilkeler benimsemişlerdir. Bu temel ilkeler İnsanilik, Ayrım Gözetmemek, Tarafsızlık, Bağımsızlık, Gönüllü Hizmet, Birlik ve Evrenselliktir. İnsani diplomasi devlet ve devlet dışı aktörler kadar hükümetler arası ve uluslararası Kızılay/Kızılhaç örgütleri gibi hükümet dışı örgütler, ekonomik, siyasi, ideolojik ve dini çıkar gurupları, medya ve sivil toplumun diğer üyeleri ile birlikte yürütülmektedir ancak insani diplomasi her koşulda sivil niteliğini korumak zorundadır.

Bu açıdan bakıldığında insani diplomasi faaliyeti yürüten bireyler ya da kurumların özellikle gayri resmi taraflarla temas noktasında büyük bir faaliyet esnekliğine ve özerkliğine sahip olduklarını söylemek mümkündür.

İnsani diplomasinin bazı durumlarda “afet diplomasisi” (disaster diplomacy) ve “müdahale diplomasisi” (intervention diplomacy) şeklinde iki farklı türde kullanıldığı da görülmekte, sivil aktörlerce yürütülen insani diplomasi sayesinde daha hızlı çözümlere ulaşılabilmektedir. İnsani diplomasi müdafaa, müzakere, iletişim, resmî anlaşmalar ve diğer tedbirleri içermektedir. Faaliyetlerin müzakere, pazarlık ve baskı olmak üzere üç aşamalı bir yoğunlukta yürütülmekte olduğu görülmektedir.

Afet ve çatışma bölgelerindeki insani diplomasi faaliyetlerinde ön plana çıkan İHH İnsani Yardım Vakfı’na göre insani diplomasi; kriz, savaş ve doğal afet yaşanan bölgelerde sivillerin korunması, kayıpların bulunması, esirlerin kurtarılması, krizlerin sonlandırılması için gerekli adımların atılmasına imkân sağlayan ve devletlerarası geleneksel diplomasinin uluslararası sorunların çözümünde yeterli olmadığı durumlarda aktif olarak kullanılan diplomasi şekli olarak tanımlanmaktadır. [8]

İnsani diplomasi çerçevesinde hükümet dışı kuruluşlarca yürütülen faaliyetlerin sessiz toplulukların sesi olarak, kamuoyu oluşturma güçlerinden bahsetmek de mümkündür. Gerçekten de hükümet dışı uluslararası örgütler, çevre duyarlılığından, ayrımcılığın yasaklanmasına kadar çok çeşitli alanlarda gösterdikleri faaliyetleriyle yalnız devletleri değil, hükümetler arası uluslararası örgütleri de zaman zaman etkileyebilecek bir konuma erişmişlerdir. Örneğin Kızılay, Kızılhaç, Yeşil Barış, Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Şeffaflık Örgütü bunların kamuoyunda yer alan sadece birkaç örneğinden birisidir.[9]

Bu aktörlerin insancıl yardım operasyonlarındaki rollerinin yanı sıra, “Amicus Curiae” yani “mahkemenin dostu” veya “dava arkadaşı” rolü oynayarak yargısal süreçlere katılım sağlamaları söz konusu olurken, uluslararası hukukun oluşumuna da katkı sağladıkları görülmektedir. İnsan hakları alanında 1989 BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, 1981 Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı, 1987 Avrupa İşkenceyi Önleme Sözleşmesi, Kültürel Çeşitlilik Sözleşmesi, 1992 İklim Değişikliği Sözleşmesi gibi başarılardan bahsedilebilir.

İnsani diplomasi çerçevesinde yürütülen bu faaliyetler insani problemlerin diyalog, müzakere ve uluslararası hukuk kuralları yoluyla önlenmesi ve çözümlenmesi yolunda birer stratejik adımlardır.

Bu stratejinin gerçekleşmesi taraflar arasındaki etkileşimin göz önünde bulundurulmasını gerektirdiğinden insani diplomasi için aynı zamanda bir iletişim stratejisi olduğunu gözler önüne sermektedir. İşte bu noktada aktörler, yumuşak güç kapasitelerine göre farklı kamu diplomasisi uygulama alanlarına yö­nelmekle birlikte günümüzde “insanı önceleyen”, toplumların ve kamuoylarının gündemindeki sorun ve krizlerin kalıcı çözümüne yönelmek, aktörler için anlamlı birer “kalp kazanma, cezp etme ve meşruiyet sağlama” imkânına dönüşmüştür. Bu bakımdan bir kamu diplomasisi uygulama alanı olan insani diplomasi, kalıcı barışın tesis edilmesi, krizin mağdurlarının korunması, yardım çağrılarının farklı iletişim kanalları üzerinden ulaştırılması ve insani yardımların gerekli bölgelere da­ğıtılması açısından uygulamada önemli bir çözüm potansiyeli taşımaktadır. [10]

Günümüzde dünyanın dört bir yanında yaşanan insanlık trajedileri ile milyonlarca insanın yerinden edilmesine, yaşamını kaybetmesine, yaşamlarına başka ülkelerde devam etmek zorunda kalmasına, günlük yaşantısı için gereken temel ihtiyaçlarından mahrum kalmasına yol açan bir duruma ulaşmıştır.

Ülkemiz farklı ülkeler, toplumlar ve kültürler arasında stratejik konumundan ötürü bir köprü vazifesi görmekte aynı zamanda da komşu ülkelerde oluşan siyasi çalkantılardan, iç savaşlardan, ekonomik, sosyal ve kültürel krizlerden oldukça fazla etkilenme potansiyeline sahiptir. Kuruluşunun temellerinin dayandığı barış odaklı yaklaşım tarzıyla BM sistemi içerisinde aktif rol oynayan Türkiye, Libya’dan Afganistan’a, Suriye’den Somali’ye kadar insani diplomasi faaliyetleri yürütmektedir. Ülkemizde kriz zamanlarında oluşan olumsuz durumları ortadan kaldırabilmek amacıyla Kızılhaç, Kızılay, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajans (TİKA), Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Sınır Tanımayan Doktorlar, İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı gibi resmi ve özerk nitelikli insani diplomasi aktörleri faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Türkiye’nin “yumuşak güç” olarak bilinen uygulamaları kullanmak suretiyle dış politika bağlamında attığı insan odaklı diplomatik adımları, ülkemize uluslararası toplum nezdinde güvenilirlik ve itibar kazandırmaktadır. Türkiye’nin savunduğu bu görüşe göre bundan sonra insana değmeyen, insani bir özü bulunmayan ve insan vicdanına hitap etmeyen hiçbir diplomasi faaliyeti kalıcı olamaz.[11]

KAYNAKÇA

ALEGÖZ, H. İbrahim, (2013). Uluslararası İlişkilerde İnsani Diplomasinin Rolü: Türkiye-Somali Örneği, Yüksek Lisans Tezi

BAKIR, Zülfiye Zeynep, Nisan (2018). İnsani Diplomasi, Araştırma 61, İNSAMER

BAŞAK, Cengiz (2012). Uluslararası Örgütler, Seçkin Yayıncılık

BATTIR, Orhan (2017). İnsani Diplomasi Teoriden Pratiğe; Türk Dış Politikasının Yeni Aracı

DÜLGER, Kenan, Ağustos (2017). Etkinliği Giderek Artan Yeni Bir Kavram Olarak İnsani Diplomasi ve Bu Alanda Örnek Teşkil Eden Türkiye’nin İnsani Diplomasi Anlayışı Uluslararası Politik Araştırmalar Dergisi

PAZARCI, Hüseyin, (2012). Uluslararası Hukuk, Turhan kitabevi, Ankara.

YILDIRIM, E. (2019). İnsani diplomasi faaliyetlerinin Türkiye’nin yumuşak gücüne etkisi. OPUS–Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 13(19), 2562-2591. DOI: 10. 26466/opus. 590991

https://www.ifrc.org/ International Federation of Red Cross and Red Crescent

ALINTILAR

[1] Kurnaz İbrahim ve Avcı Yasin “Diplomaside Tarihin Geri Dönüşü: Klasik Diplomasinin İnsani Diplomasiye Evrimi”, Türkiye’de ve Dünyada Dış Yardımlar, Ed. Erman Akıllı, Nobel Yayınları, Ankara, 2016, s. 170-187 Aktaran Dülger, Kenan. Ağustos (2017). ETKİNLİĞİ GİDEREK ARTAN YENİ BİR KAVRAM OLARAK İNSANİ DİPLOMASİ VE BU ALANDA ÖRNEK TEŞKİL EDEN TÜRKİYE’NİN İNSANİ DİPLOMASİ ANLAYIŞI, ULUSLARARASI POLİTİK ARAŞTIRMALAR DERGİSİ

[2]  Başak, Cengiz (2012). Uluslararası Örgütler, Seçkin Yayıncılık, s 26

[3]  Yıldırım, E. (2019). İnsani diplomasi faaliyetlerinin Türkiye’nin yumuşak gücüne etkisi. OPUS–Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 13(19), 2562-2591. DOI: 10. 26466/opus. 590991.

[4]  Yıldırım, E. (2019). İnsani diplomasi faaliyetlerinin Türkiye’nin yumuşak gücüne etkisi. OPUS–Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 13(19), 2562-2591. DOI: 10. 26466/opus. 590991.

[5]  Yıldırım, E. (2019). İnsani diplomasi faaliyetlerinin Türkiye’nin yumuşak gücüne etkisi. OPUS–Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 13(19), 2562-2591. DOI: 10. 26466/opus. 590991.

[6]  Bakır, Zülfiye Zeynep. Nisan (2018) İnsani Diplomasi, Araştırma 61, İNSAMER

[7]  https://www.ifrc.org/ International Federation of Red Cross and Red Crescent

[8] İnsani Diplomasi, İHH İnsani Yardım Vakfı, https://www.ihh.org.tr/insani-diplomasi

[9] Başak, Cengiz (2012). Uluslararası Örgütler, Seçkin Yayıncılık

[10] Şekerci, Yaşar (2021). Kamu Diplomasisinde İnsani Diplomasi Temelli Diyalog: Uluslararası İnsani Diplomasi Aktörlerinin Twitter Hesapları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz

[11] Davutoğlu Ahmet, Turkey’ s Humanitarian Diplomacy: Objectives, Challenges and Prospects, Nationalities Papers, Vol. 41, No. 6, 2013, s. 865-866 Aktaran Dülger, Kenan, Ağustos (2017). Uluslararası Politik Araştırmalar Dergisi

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir